4 yıl öncesine geri gidelim. lise 3'ün başı, planda itü gemi makineleri
mühendisliğini kazanmak var. ilk deneme sınav sonuçlarım bu bölümü
kazanabileceğimi gösteriyor bana. ben de buna göre hayatımı
planlıyorum. "bir sefer 6 ay kadar sürüyor, iyi de maaş veriyorlar,
zaten evlenmeyi düşünmüyorum, bol bol para biriktirir sonra yeterli
param olunca işten ayrılır rahatça yaşarım".
ilk plan buydu 4 yıl önce.
3 yıl önce, yani lise 3'ün sonunda, düşündüğümden daha düşük bir puan
almıştım. yine de gemi makineleri mühendisliğini en başa yazmıştım bir
umutla. sonra da, "küçük bir şehirde sakin sakin bir mühendislik
okuyayım" düşüncesiyle küçük şehirlerdeki mühendislikleri yazmıştım.
çıka çıka da malatya çıktı. niye yazdım, hangi mantıkla bir doğu ili
yazdım bilmiyorum ama, benim gibi olmayan, benimle aynı şeylere ilgi
duymayan, birlikte vakit geçiremeyeceğim insanlarla yaşamak durumunda
kaldım. senenin başında bi gazla "bitiririm" dedikten sonra, ilk
dönemin sonunda bunalıma giriyordum yalnızlıktan. bu da okulu bırakmama
sebep oldu.
okulu bıraktığımda öss'de 30 puan düşeceğinden, bir sonraki seneyi
planlamaya başlamıştım. php olayında da başarılı olduğum için de,
planım "bir üniversite okurum, diplomayı alınca php işimi yaparım" idi.
fakat bu 1,5 sene sonraki öss sınavına bağlı bir olaydı, o yüzden bu
1,5 seneyi en iyi nasıl değerlendirebilirim onu düşünmeye başlamıştım.
php'yi geliştirerek boş 1,5 yılım da varken daha iyi bir noktaya
geleyim dedim. bunu yapmaya başlamışken, kuzenimin "sana iş buldum"
haberiyle istanbul'a gittim ve bir mimarlık bürosunda sadece php coder
olarak işe alınmama rağmen tasarım + php kod için çalıştırılmaya
başladım. tam bu sıralarda da hayatıma yeni birisi giriyordu.
evim istanbulda değil, sonuçta bir çok masraf oluyor. çalışmaya
başladıktan sonra masraflarımı kredi kartıyla karşılayıp, ne de olsa
ilk maaşımla öderim düşüncesiyle harcama yapmaya başladım. php coder
olarak işe alınıp tasarımcı olarak çalıştırılınca da fazla dayanamadım
ve bana verilen ilk işi başarılı bir şekilde tamamlayıp 15 gün
çalıştıktan sonra boğazıma kadar borca batmış bir haldeyken 100ytl
ücret verildi. bir de işten ayrıldığım için birlikte olduğum insan
hariç insanlar bana yüklenmeye başladı, bi bok bilmeden, hiç anlamaya
çalışmadan sadece suçlandım. bir de borcun içinde olunca, iyiden iyiye
bir çöküşe girdim. bir de, işi bırakmam, istanbuldan ayrılıyor olmam
demekti, bu da hayatıma yeni giren ve deliler gibi aşık olduğum
insandan uzakta kalacağım anlamına geliyordu.
güzel umutlarla gittiğim istanbuldaki iş tam bir hayal kırıklığı oldu ve beni iyice büyük bir batağa çekti.
kütahya'ya döndükten sonraki plan gayet basitti, zıçtığını temizle. ben
de ücret karşılığı php script kodlamaya başladım başkalarına. çünkü
zıçtığımı temizlemek hiç kolay olmayacaktı, 15 günlük emeğimin
karşılığını 100ytl olarak görüp benim yol paramı bile karşılamayan bir
ödeme yapılınca neye uğradığımı şaşırmıştım. bir yandan uzak mesafeli
bir ilişkiyi yürütmeye çalışıyordum, bir yandan istanbula gidiş geliş
masraflarını karşılayacak parayı kazanmaya çalışıyordum, bir yandan da
borç ödemeye çalışıyordum.
daha sonra bir şekilde evin reisi olacak insan evi terketme girişiminde
bulundu. evde aç kalma tehlikesiyle karşı karşıyaydım, bir de ev
geçindirme çabası işin içine girecekti, borçlarımı bile zar zor
öderken. tek yapılabilecek şey de arabamızı satmaktı. bu noktada bir
arkadaşla bir fikir geldi aklımıza, cafe açmak. bunun için birkaç şey
araştırmaya başladık, fakat daha sonra arabayı satıp sermaye yapacağım
ortam yürümezse hem daha çok borca batacağım, hem de elimdeki son mal
olan arabadan olacağım için vazgeçtim. arkadaşım da saolsun çok anlayış
göstererek benimle bir daha konuşmadı.
daha sonra aile reisi şahsiyet eve dönme kararı aldı. kırgınlık süresi
geçtikten sonra muhtaciyetten ötürü kabullenme süreci başladı.
bu şekilde de bir süre idare ettikten sonra, annemin milletvekili
adaylığı gündeme geldi. kiralanan yavşak proje/istatistik sorumlusu
adam "en az 15000 oyunuz var" diyordu. o kadar para almasına rağmen bir
bok yapmadı. sonuç: 133 oy alındı ve milletvekilliğiyle ilgili bütün
hayaller suya düştü, üstüne üstlük yapılan bütün harcamalar bizi daha
da batağa çekti ve girilen durumdan çıkmak daha da zorlaştı.
öss sonucu geldikten sonra tercihleri yaptım ve 4 senelik bir okul
büyük ihtimalle tutuyor. şimdiki plan, bir yandan çalışıp borç ödeyerek
bir yandan okulu bitirmek. sonra askerlik ve bir işe girmek.
bakalım neler olacak, sadece Allah bilir..
bu kadar yaşanandan sonra anladığım birşey var, o da "asla olmayacak"
denen şeylerin bile gerçekleşebildiği. hiçkimseye güven duyulamayacağı.
piyasada 30ytl için şerefini satan adamların olduğu. hayallere
daldıktan sonra, bazı şeylere kesin gözüyle baktıktan sonra
gerçekleşmeyince, insanın intihar bile edebileceği(başarabilseydim bu
yazı, bu site olmazdı

) ve daha birçok şey..
zamanla öğreniyoruz yaşamayı.. o kadar zor ki yaşamak..
| |
yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
peki benim açımdan bu kadar önem taşıyan şey ne? yani bunun dışında? annemin milletvekili adaylığı tabiki.
annem bağımsız milletvekili adayı. baya destekleyen var gibi duruyor, az da olsa seçilme umudu var. bu da hepimizin hayatını değiştirecek tabi.
her zaman dua ettik hayırlısı neyse o olsun diye, inşallah da öyle olur. seçilmesi bizim için hayırlı olacaksa seçilsin, olmayacaksa seçilmesin. bakalım neler olacak, nasıl günler bekliyor bizi..
bir tünelin tam ortasında gibiyim. gözlerim bağlı, tünelin bir ucunda ışık bir ucunda karanlık var ve ne tarafa yürüdüğümü bilmiyorum.. bu yüzden yarın önemli bir gün. çünkü yarın gözlerimdeki bağ çözülecek ve hangi yönde yürüdüğümü görebileceğim. ama hangi yolda yürüyor olursam olayım, ne yazık ki arkama dönme gibi bir şansım yok. ya aydınlık, ya karanlık..
hep söylediğimiz gibi.. hayırlısı olsun bakalım..
| |
yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
yazmıyorum.. hiçkimse anlamıyor, ne düşündüğümü, ne yaşadığımı iç dünyamda. hiçkimse
bilmiyor içimde her gün daha çok ölen beni.. anlatamıyorum kendimi
hiçkimseye.. işte bu yüzden yazmıyorum.. kimse çöküşümü bilmesin, kimse
anlamasın ne kadar zayıf olduğumu, ne kadar güçsüz, ne kadar yorgun
olduğumu..
yazmıyorum.. neler hissettiğimi yazmıyorum.. yazamıyorum.. ellerim
varmıyor.. o kadar karışık, o kadar yoğun, o kadar şiddetli ki..
yüzleşmek istemiyorum içimdekilerle.. saklamak biryerlerde, yok saymak,
görmezden gelmek çok daha kolay geliyor.. ne kadar zayıf olduğumu
bilmekten, anlamaktan korkuyorum..
yazmıyorum.. yazacak olursam, sonumun ölüm olacağını biliyorum.. korkutuyor hislerim beni.. yazdıklarımı daha sonra okuyacak olmam, kendi kendime ne kadar zayıf olduğumu gösterecek olmam korkutuyor beni.. ne kadar umutsuz, ne kadar "boş" olduğumu görmek korkutuyor beni.. ne kadar yalnız olduğumu görmek.. ne kadar çaresiz olduğumu görmek..
yazmıyorum hissettiklerimi.. yazdıkça daha çok yazacağımı, daha çok yazdıkça daha çok öleceğimi biliyorum.. çaresizliğimi, yalnızlığımı kendi yüzüme vurmaktan korkuyorum.. her kelimede daha çok ölmekten, her cümlede kendimi kaybetmekten korkuyorum..
yazmıyorum içimdekileri, çünkü ölmekten korkuyorum.. ölmenin bile bir bedeli olduğunu görmekten, ölmenin bile bana huzur vermeyeceğini görmekten korkuyorum..
yazmıyorum.. o kadar çok şey var ki yazacak, o kadar çok şey var ki içimde haykıracağım.. bu yüzden yazmıyorum..
| |
yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..